Sosyal Fobi 

 

Kendim Neler yapabilirim?

 

Her şeyden önce Sosyal Fobi’nin bir hastalık olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Kişilik özelliği olarak kabul edilmesi kişileri tedavi arayışından alıkoymakta, düzelebileceğine ve tedavisinin olabileceğine dair inançlarını ketlemektedir. Bir psikiyatriste başvurana kadar kendi kendinize de deneyebilecekleriniz:

 

  • İstisnasız herkese ‘merhaba’ deyin, en azından kafanızla selam verin.

  • Sohbet içindeki suskun boşluklardan korkmayın. Konu açması gereken tek kişi siz değilsiniz.

  • Şeffaf olun. Kendinizle ilgili çok özel olmayan bilgiler vermekten çekinmeyin. Gün içinde size ilginç gelen küçük ayrıntıları anlatabilirsiniz.

  • Çevrenize karşı meraklı olun. Küçük paylaşımlarda kullanabileceğiniz ayrıntılar yanı başınızda. Size bakıp bakmadıklarını araştırmak yerine gerçekten o sırada neler olduğuna odaklanın.

  • Karşınızdaki kişi için meraklı olun. Onu sıkmayacak, çok özele girmeyecek ayrıntıları sorun, onu tanımaya çalışın.

  • Güvenmeyi öğrenin. Karşı tarafın verdiği kadar bilgiyi siz de paylaşın.

  • Karşınızdakini dikkatle dinleyin ve anlattıklarına yorum yapın.

  • Karşınızdakinin sözünü kesmekten, sohbet konusunu sevmediğinizde değiştirmekten çekinmeyin.

  • Bazı insanlar iyi dinleyicidir. Az ve öz yorum yapmaları sıkıcı olduklarını göstermez. İşyerindeki molaları konuşmasanız bile kaçırmayın.

  • Davet edilmeyi beklemeyin. Sizi çağırmaları için rica edin. Gelmeye istekli olduğunuzu bilmezlerse davet etmeyebilirler.

 
 
 

Toplumsal Kaygı Bozukluğu ya da diğer ismi ile Sosyal Fobi kişinin başkaları tarafından yargılanabileceği kaygısı ile çeşitli toplumsal ortamlarda mahcup ya da rezil olacağı konusunda belirgin ve sürekli korkusunun olduğu bir kaygı bozukluğudur.

Sosyal fobik kişiler, başkalarının ona baktığı, onu incelediği ve söylediği ya da yaptığı herhangi birşeyden ötürü onu eleştirebileceği düşüncesiyle aşırı derecede kaygı duyarlar. Başkalarının kendileriyle ilgili olarak pasif, kaygılı, zayıf, kaçık, sığ ya da aptal gibi yargılarda bulunacağını düşünürler.

Konuşurken ya da başkasının önünde herhangi bir eylem yaparken  içlerinden “Kızaracağım, ellerim titreyecek, sesim titreyecek, küçük düşeceğim, rezil olacağım, her şeyi unutacağım” gibi cümleler geçirerek, devamlı kaygı yaşarlar. Bu kaygılı düşünceler nedeniyle kendilerini sürdürdükleri konuşmaya ya da eyleme veremezler. O yüzden yanlış bir şey yapma ya da söyleme korkuları daha da artar. Yanlış bir şey yapıp karşıyı sinirlendirmekten korkabilirler. Karşı tarafın sinir olduğu ya da küçük gördüğü her iki durumda da sonuçta aslında reddedilmekten, sevilmemekten korkarlar derinde. Bunu önleyebilmek için kısa cümleler ile seri bir şekilde konuşmayı bitirirler. Hiç istemedikleri halde sıklıkla karşı taraftan soğuk veya konuşmayı istemiyor gibi algılanırlar.

Son derece donanımlı ve hazır olduğu toplantılarda/sunumlarda dahi kendi kendilerinin engelleyicisi olur ve gerçek bilgilerini gösteremezler. Topluluk içinde söz alması gerektiğinde, kendilerinden emin olsalar dahi yanlarındaki arkadaşlarına cevabı söyler fakat kendileri konuşamazlar.

Ellerinin ya da seslerinin titrediğinin farkına varılacağıyla ilgili kaygılarından ötürü toplum önünde konuşmaktan korkabilirler ya da düzgün bir biçimde konuşamıyor gibi görünmekten korktukları için başkalarıyla karşılıklı konuşurken aşırı kaygı duyabilirler. Diğer insanların ellerinin titrediğini görmesinden utanç duyacaklarından korktukları için başkalarının yanında yemekten, içmekten ya da yazı yazmaktan kaçınabilirler. Sosyal fobisi olanların çoğu korkusunun yersiz olduğunu bile bile bunun üstesinden gelemez.

Gerçekten de yoğun kaygı nedeni ile kaygının bedensel belirtilerini de yaşayabilirler. Kimi hasta bunların fark edilmediğinin bilincinde olur ama öznel olarak yaşıyor olmaktan rahatsız olur. Kimi hasta ise bedensel belirtilerin gerçekten fark edilebileceği kaygısını yaşar. Bazen gerçekten de dışarıdan fark edilebilecek kadar yoğun bedensel belirti yaşanır hatta bu kaygı/korku duruma bağlı olarak, panik atak biçimini alabilir. Ortaya çıkan rahatsız edici bedensel belirtilerine ve karşı tarafta bırakabileceği olumsuz intibaya odaklanmaları nedeniyle sağlıklı bir iletişim için gerekli olan temel sosyal ipuçlarını da kaçırırlar. Ayrıca olumsuz değerlendirileceklerine ilişkin düşünce ve inançlarına kanıt bulmak için dikkatlerini seçici olarak olumsuz ipuçlarına yoğunlaştırdıklarından dolayı kaygı ve korkuları daha çok artar.

Her şekilde bu kaygıyı yaşamayı engellemek için, kaygının olabileceğini tahmin ettiği sosyal etkileşimlerde bulunmaktan kaçar. Kendine ya da başkalarına bahaneler uydurabilir.  Kaçamadığı durumlarda ise konuşmalara katılmayıp, dikkati en az çekecek bir köşede oturmayı tercih eder. Eğer bu tarihi önceden belli bir etkinlik ise  günler ya da haftalar öncesinden neler olabileceği ile ilgili kaygısı başlar.

Bazı kişiler topluluk önünde konuşmak, yazı yazmak, halka açık tuvalet kullanmak, müzik aleti çalmak, dans etmek, yeni insanlarla tanışmak, karşı cinsle konuşmak gibi belli durumlarda kaygı yaşarlar. Bazılarıysa, restoran, mola aralığı, seminer salonu, arkadaş toplantıları gibi başkalarının kendilerine baktığını hissettikleri hemen her ortamda kaygı duyarlar. Sosyal fobiyi başka kaygı bozukluklarından ayıran temel özelliği hastanın başkalarının kendisi hakkında ne düşüneceği üzerine fazla düşünmesidir. Sosyal durumlar ve diğerlerinin negatif fikirleri hakkında yanlış inançlara sahiptirler.

 

Sosyal fobinin tipleri var mıdır?

 

Sosyal fobi iki şekilde görülür. Korkular birçok toplumsal durumları kapsıyorsa yaygın tip, bazı durumları kapsıyorsa (Başkalarının önünde imza atmak, yemek yemek, konuşma yapmak gibi) yaygın olmayan tiptir.

 
Sosyal Fobi ne sıklıkta görülür?

 

Sosyal Fobi’nin yaşam boyu görülme oranı % 2-13 arasındadır. En sık görülen psikiyatrik hastalıklardan biridir.

 
Sosyal Fobi kimlerde görülür ve hangi yaşta başlar?

 

Sosyal fobi alt tipine göre değişmekle birlikte erken ve geç ergenlik dönemi arasında (10-17 yaş) başlar. Yaygın tipin daha erken yaşta başladığına dair bilgiler vardır. 5 yaş kadar erken, 35 yaş kadar geç da başlayabilir. Kadınlarda daha sık görüldüğü ancak klinik başvuruda erkeklerin daha fazla oranda olduğu belirtilmektedir.

 

Sosyal Fobi çocuklarda nasıl fark edilir?

Sosyal Fobi her ne kadar sıklıkla ergenlik döneminde başlasa da, daha önce de belirttiğim gibi 5 yaş kadar erken de başlayabilir. Okul öncesi çocuklar akranlarına kıyasla daha korkak olabilirler. Küçük çocuklarda toplumsal kaygı daha çok ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma ya da yabancı insanlardan uzak durma olarak görülür.  Okul çağındaki çocuklar ise daha dikkatli ve içe dönüktür. Dönem dönem çocuklar bu tür huzurszuklukları faklı nedenlerle yaşasalarda en az 6 ay süreyle sıkıntıların varlığında sosyal fobi düşünülür. Sosyal fobik çocuklar yabancılar veya kalabalıkta sıkıntı yaşarken, tanıdığı kişilerle rahat iletişime geçerler. Yaşadıkları sıkıntı sadece erişkinlerle değil, çok yakından tanımadığı yaşıtlarıyla da ortaya çıkar. Sosyal fobisi olnaların %10-15’inin yenidoğan döneminde huzursuz olduğu bildirilmiştir.

 

 

Sosyal Fobinin belirtileri nelerdir?

 

Sosyal Fobi’de korkulan durumla karşılaşıldığında bedensel belirtiler ortaya çıkar. Bunlar:

  • yüz  kızarması

  • terleme

  • ateş basması

  • ağız kuruluğu

  • çarpıntı

  • nefes kesilmesi

  • nefes darlığı

  • midede burulma

  • barsak sisteminde rahatsızlık

  • diyare

  • kas gerginliği

  • titreme

  • üşüme

gibi belirtiler yaşanabilir.

 

Bu sırada akıldan geçen düşünceler:

  • Güçsüzüm

  • Yetersizim

  • Çirkinim

  • Beğenilmiyorum

  • sevilmeye layık değilim

  • hata yapmamalıyım

  • mükemmel olmalıyım

  • kaygılı olduğumu belli etmemeliyim

  • rahat davranmalıyım

  • kusursuz görünmeliyim

  • herkesin beğenisini kazanmalıyım

şeklindedir. Bu düşünceler sonrasında oluşan kaçınma belirtileri ise korkulan ortama girmeme, korkulan ortamı terk etme, göz temasından kaçınma, ilgisiz şeyler düşünme şeklinde olabilir. Sosyal fobikler duydukları kaygıyı hafifletmek için alkol kullanabilirler. Ayrıca depresyon bu kişilerde daha sık görülen bir başka psikiyatrik hastalıktır.

 

 

Belirtilerin En Sık Görüldüğü Sosyal Durumlar Nelerdir? 

  • Toplum içinde telefonla görüşme

  • Küçük bir grup etkinliğinde yer alma   

     

  • Toplum içinde yemek yeme    

     

  • Toplum içinde bir şeyler içme    

    

  • Yetkili biri ile konuşma         

               

  • Dinleyiciler önünde konuşma, rol yapma   

  • Partiye/ eğlenceye gitme  

                                               

  • Başkaları tarafından izlenirken çalışma    

    

  • Başkaları tarafından izlenirken yazma  

        

  • Çok iyi tanımadığı biriyle telefonda görüşme

  • Çok iyi tanımadığı biriyle yüz yüze konuşma

  • Yabancılarla karşılaşma     

                            

  • Genel tuvaletleri kullanma        

                     

  • Birilerinin oturduğu odaya girme 

                  

  • İlgi odağı olma   

                                             

  • Önceden hazırlanmaksızın bir toplantıda söz alma   

                                                

  • Yetenek, yeti veya bilgi testine tabi tutulma  

  • İyi tanımadığı birine fikir ayrılığı, hoşnutsuzluğu veya aynı düşüncede olmadığını ifade etme   

        

  • Çok iyi tanımadığı birinin gözlerinin içine bakma  

                                            

  • Önceden hazırlanmış bir raporu bir gruba sözel olarak sunma

  • Romantik veya cinsel ilişki amacıyla birini tavlamaya çalışma   

                                       

  • Alınan bir malı parasını geri almak üzere iade etme     

                                                   

  • Parti / davet verme   

                                                 

  • Israrlı bir satıcıya karşı koyma

  • İçeride başkaları varken bir mekana girmek

 

 

 

Sosyal Fobinin nedenleri nelerdir?

 

Birinci derece akrabaları arasında sosyal fobik olan kişilerin bu hastalığa yakalanma riski 3 kat daha yüksektir. Çocukluk ve ergenlikte utangaçlık ile sosyal fobinin ilişkisi tam olarak açıklanamamış olmasına karşın her iki bozukluğun temelinde var olan bir veya birden fazla ortak yatkınlık olabilir. Duygusallık, davranışsal ketlenme ve aşırı dikkatlilik gibi özelliklerin kalıtsal olarak geçtiği varsayılmaktadır. Yine de Sosyal fobinin gelişmesinde genetikten ziyade çevresel etmenlerin rolünün daha fazla olduğu düşünülmektedir.

İnsanların sağlıklı gelişimleri için doyum sağlayıcı bir bağlanma gereklidir. Bağlanma ile bakım veren ve yenidoğan arasında kurulan yakınlık çocuğun ileriki hayatında insan ilişkilerini sürdürmek için gerekli olan yetileri öğrenmesini sağlar. Bağlanma kuramına göre bakım veren kişi ile olan erken yaşantılar “nesne ilişkileri” denilen “kişilerarası şemalar” olarak içselleştirilir. Bu içselleştirilmiş şemalar başkalarının davranış ve tutumları ile ilgili beklentileri oluşturur. Nesne ilişkilerindeki bozukluklar kişisel güvenlik hissini sarsarak anksiyeteye yatkınlığı arttırır.

Çocuk yetiştirme biçimi de hastalığın oluşmasında önemlidir.  Çalışmalarda toplumsal kaygı bozukluğu olan kişilerin ebeveynlerin diğer ebeveynlere göre daha az bakım veren, duygusal sıcaklıktan yoksun, daha çok reddedici ve aşırı koruyucu oldukları bulunmuştur. Ebeveynlerin aile içinde duygu ifade edilmesine izin vermeyen bir tutum içinde olmasının da (bunun nedeni karşı tarafı üzmemek için bahsetmemek ya da var olan duygunun yakışmadığı için dışa vurulmaması gerektiği olabilir) etkili olabileceği düşünülmektedir. Çocuk yetiştirme konusunda ebeveynler arasındaki uyumsuzluk da yatkınlığa neden olabilir.

Örneğin çocuğundan yüksek beklentileri olan bir ebeveyn çocuk bunları karşılayamadığında cezalandırabilir ya da sadece sevgisini esirgeyebilir (ki en büyük ceza budur). Böylece çocukta karşı tarafın beklentilerini tam karşılayamazsam sevilemem düşüncesi gelişebilir. Ya da örnek olarak ebeveynleri tarafından aşırı korunmuş, dışarıda kendi kendine sosyalleşmesine izin verilmemiş çocuklar, normal gelişim sürecinde öğrenilen bazı sosyal becerileri yeterince geliştiremeyebilirler. Yine ailenin başkalarıyla yeterince görüşmemesi  ve ebeveynin iletişimde iyi bir model olmaması da  sosyal becerilerin öğrenilememesine neden olabilir. Aynı ya da karşı cins ile iletişim öğrenilen ve geliştirilebilir bir süreçtir.

Sosyal Fobik kişler kişilik yapısı olarak, çok ince detaylı düşünen, mükemmeliyetçi, ya hep ya hiç düşünme tarzı olan,  hata yapmaktan korkan, sabırsız kişilerdir. Özellikle çekingen kişilik bozukluğu ve obsesif kompulsif kişilik bozukluğu sosyal fobi ile yakından ilişkilidir.

Ayrıca olumsuz deneyimi genelleyerek öğrenme, koşullanma ve davranışsal ketlenme de önemlidir. Sosyal fobinin gelişimi geçmişte gerçekleşmiş utanç verici veya küçük düşürücü bir olay sonucu gerçekleşmiş olabilir. Olumsuz deneyim olumsuz beklentiye yol açarak, yeni ortamda olumsuz duyguları tetikler ve belirtiler ortaya çıkarır. Gözlemsel koşullanmada ise belirli başka birinin başına gelen olumsuz bir durumun gözlenmesi sonucu kişide korku veya fobi oluşabilir. Bilişsel modele göre sosyal fobinin çekirdeğinde ise başkaları üzerinde olumlu bir izlenim yaratma isteğine karşın bunun sağlanabileceği konusunda belirgin bir güvensizlik olmasıdır.

En önemli etmenlerden biri beyindeki nörokimyasal değişiklerdir. Özellikle serotonin adı verilen  kimyasal maddenin nörotransmisyon işlevlerinde ise bozukluk bulunduğu düşünülmektedir. TRH infüzyonu sonrası sosyal fobiklerde normal kontrollere göre sistolik kan basınçları ve arteriyal basınçtaki belirgin artış gözlenmesi, sosyal fobiklerde otonomik aktividedeki artışın göstergesidir.

 

Nasıl teşhis edilir?

 

Sosyal fobinin teşhisi bir psikiyatrist  tarafından konulmalıdır. Çünkü sosyal fobinin normal çekingenlik, kaçıngan kişilik bozukluğu, agorofobi ve panik bozukluğu, yaygın anksiyete bozukluğu, şizofreni, beden dismorfik bozukluğu gibi kişilerin sosyal ortamlarda bulunmaktan başka nedenlerle kaçınabileceği durumlardan ayırt edilmesi, hem teşhis hem tedavi hem de gidişatı değiştireceği için önemlidir. Sosyal fobi, toplumda sık görülen psikiyatrik bir bozukluk olmasına rağmen, yeterince tanınamamakta ve tedavi edilememektedir. Hastalar utangaçlıklarının kişiliklerinin doğal bir yanı olduğunu düşünmeleri, psikiyatrik bir hastalık olarak bilmemeleri ve dolayısıyla tedavi edileceğinden haberdar olmamaları ya da umutsuz olmaları ve kaçınarak başetmeye çalıştıkları için tedavi arayışı içine girmeyebilirler.

 

Tedavi edilmezse nasıl seyreder?

Tedavi edilmeyen sosyal fobi, kişinin yaşamında bir çok olumsuz duruma yol açar. Araştırmalara göre hastaların %92’sinin meslek hayatlarında, %85’inin akademik performanslarında, %70’inin ise arkadaşlık kuramama, karşı cinsten biriyle birlikte olamama gibi sosyal ilişkilerinde bozulma görülmektedir. Ayrıca alkol kötüye kullanımı, depresyon, intihar girişimlerine yol açabilir.

 

Sosyal Fobi nasıl tedavi edilir?

Sosyal Fobi tedavisi olan bir hastalıktır. Sosyal Fobi’de ilaç tedavisi ve psikoterapi ( konuşmaya dayalı ruhsal tedavi) uygulanır. Hastanın durumuna göre bazen tek başına psikoterapi, bazen ilaç tedavisi uygulansa da genelde her ikisinin beraber uygulanmasında başarı daha yüksektir. İlaç tedavisinde özellikle serotonin sistemi üzerinde etkili olan ilaçlar seçilir. Tedavinin ilk günlerinde hafif bulantı, baş ağrısı, uyku bozukluğu, midede huzursuzluk gibi geçici yan etkiler oluşabileceği, zamanla bu belirtilere vücudun alışabileceği hastaya bildirilir. Bu ilaçlar bağımlılık yapmaz, kalıcı hasar veren yan etkileri yoktur. İlaç etkisinin ortaya çıkması için iki-üç hafta kadar beklemek gerekir. İlacın etkili olup olmadığına karar vermek için en az 10 hafta süre geçmelidir. Tedavi süresi, ortalama  9-12 aydır. 

Sosyal Fobi’de en sık uygulanan terapi şekli Bilişsel ve Davranışçı Terapidir.  Bilişsel terapide duygularını ayırt etme, kaygıya karşı oluşan bedensel tepkileri tanıma, kaygı doğuran durumlardaki düşüncelerin ne olduğunu anlama, bunlara karşı başa çıkma stratejileri geliştirme gibi aşamalar vardır. Bilişsel modele göre sosyal fobiklerde kendi davranışları ve başkalarının bu davranışlarını yargılama biçimleri ile ilgili işlevsel olmayan bazı inanışları vardır. Hastanın sorununun altında yatan olumsuz inançları değiştirmesi ve daha gerçekci ve işlevsel inançların geliştirilmesi ile alıştırma yöntemi de daha etkili olmaktadır. Davranışsal terapide ise model olma, yakınmaların üstüne gitme, belirtileri daha net algılayabilmesi için rol oynama, gevşeme eğitimi, sosyal beceri eğitimi gibi her hastada farklı uygulanabilecek yöntemler vardır. Ayrıca aile ve grup terapisi de uygulanabilir.

Beraberinde diğer psikiyatrik hastalıkların olması, başlangıç yaşının erken olması, kişinin tedavi isteği gibi birçok etken tedavinin başarısını etkilemektedir.

 

 
 
 
 
 
 
 
  • Grey Facebook Icon
  • Grey Instagram Icon
  • Grey Twitter Icon

@caddeterapi

  • Grey Facebook Icon
  • Grey Instagram Icon
  • Grey Twitter Icon

@draycacan

Sitedeki yazılar toplumu bilgilendirme amacıyla yazılmıştır. Hastalıklarla ilgili, teşhis ve tedavi amaçlı kullanılamaz. Sitede yer alan yazıların her türlü yayın hakkı Ayça Can Uz' a aittir.
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre yazılı izin alınmadan söz konusu yazıların herhangi bir bölümü veya tamamı iktibas edilemez veya herhangi bir usul ile çoğaltılamaz.