top of page

Sanal Dolandırıcılık Anatomisi

  • 12 dakika önce
  • 4 dakikada okunur

deepfake sanal dolandırıcılık psikolojisi

Dolandırıcılık da teknolojiden nasibini aldı, telefondan internete terfi etti. Sanal dolandırıcılıktan korunmak telefonda tanımadığın numarayı açmamak kadar basit değil. Düşman fazlasıyla tanış, profesyonel bir açılış diliyle gelen bir mail veya mesaj, arama motoruna kendi elinizle yazdığınız anahtar kelimeden tıkladığınız tanıdık görünen bir site veya güvendiğiniz bir sosyal medya figürü (avukat, doktor vs). Basit bilgisayar bilgisi ile bilindik bir sitenin benzerini yapmak hatta deepfake kullanarak birlikte çalıştığınızı müdürünüzü veya ailenizden bir bireyi görüntü ve sesiyle taklit etmek artık mümkün. Üstelik gerekli bilgileri kendi isteğimiz ve irademizle açıkça paylaşıyoruz.


Dolandırılma anı hiçbir zaman bir "basiret bağlanması" olmadı, beynimizin bir “sistem hatası". Mesele IQ puanınız ya da kaç diploma eskittiğiniz değil. Hayatta kalma moduna geçtiğimizde, beynimiz hâlâ mağara dönemindeki bir homo sapiense ait yazılımla çalışıyor ama karşımızdaki tehdit artık bir ayı ya da aslan değil,  4.0 versiyon bir algoritma.

Eski sürüm dolandırıcıların telefonda yaptığını bugünün yeni nesil dijital dolandırıcıları tekrarlıyor; avları için sanal dünyada kusursuz bir "güvenli alan" inşa ediyorlar.


İnsan psikolojisinde güvende olma ihtiyacı, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde fizyolojik ihtiyaçlardan hemen sonra gelen, en temel hayatta kalma güdüsüdür. Dolandırıcılık mekanizması, tam da bu güven arayışını bir silah olarak kişiye karşı kullanır. Tanıdık ses, yüz, görüntü güvende hissettirerek beynimizdeki oksitosin salınımını tetiklerler. Oksitosin salgılandığında, beynin eleştirel analizleri yapan yürütücü işlev bölgesi olan prefrontal korteks gevşer. Yani dolandırıcı, sizin "güvende hissetme" ihtiyacınızı sahte bir aidiyetle doyurur; böylece savunma duvarınız içeriden çöker.


"Bu bana olmaz"

Gazeteler ve sosyal medyada okuduklarımız "üçüncü sayfa" haberidir, bizim ve sevdiklerimizin başına gelmez, talihsiz ya da aptal insanların başına gelir. Buna

"İyimserlik Yanlılığı" (Optimism Bias) diyoruz. Yaygın anksiyete bozukluğunuz yok ise kötü olayların hep başkalarının başına geleceğine inanırız. Eğer her kötü olayın olasılığını düşünürsek, evden dışarı çıkamayacak kadar kaygılı oluruz. Birşeyi hiç düşünmemek çok zordur ama başka şey düşündüğünüzde rahatsız edici düşüncenin kendisinden kurtulabilirsiniz. İyimserlik yanlılığı da bizi her türlü ihtimale karşın harekete geçiren gücümüz ancak bu güç dolandırıcıların da kamuflajı. "Ben yemem" dediğiniz an, savunma duvarınızda en büyük deliği kendi elinizle açmış olursunuz.


Dolandırıcıların hangi zaaflarınızı kullanır?

Güven sağlandıktan sonra sizi harekete geçirecek duygusal bir kokteyl hazırlanır:

  • kaygı (sosyal hesabınız ele geçirildi)

  • korku (hesabınıza terör örgütünden para yatmış)

  • pişmanlık (indirim için son saatler)

  • açgözlülük (bu fırsat bir daha gelmez)

  • kayıptan korunma (kredi kartınızın aidat ücretinin iade ediyoruz)

  • şefkat ve vicdan (hasta çocuklar için yardım topluyoruz)

  • aşk (daha önce kimseye böyle güçlü hisler hissetmedim)


Dolandırıcılar, “son fırsat”, “kısıtlı kişi”, “vergi cezası”, “teröre finansal destek sağlama” gibi söylemler ile size "acil durum" sinyalleri  verir. Halihazırda zaten hayatta zorlandığınız bir zamana denk gelir ise bu söylemler, psikiyatride "Bilişsel Yüklenme" (Cognitive Overload) dediğimiz durum gerçekleşir; RAM'iniz dolar, karar verme yeteneğiniz yavaşlar. Dolandırıcı size "5 dakikanız var" dediği an, korku veya aşırı kazanç hırsı mevcut hangi duygu var ise zaman kısıtlaması ile birlikte tetiklenir, amygdala mantık yürütmeyi bir zaman kaybı olarak görür ve prefrontal korteksi kapatır. Amigdalanız limbik sistemin yani duygusal tepki merkezinin nöbetçisidir; kaç-savaş-don yanıtları için beynin acil butonuna basar. En nihayetinde sistem ilk mağara döneminde kurulmuştu ve yırtıcı bir hayvandan kurtulmak için incelikli planlardan ziyade hızlı aksiyon almamız gerekiyordu. Hayatta kalan ilk insanların torunları olarak hala acil durumlarda aynı sistemi kullanıyoruz. Acil butonuna basılıp rasyonel kararlardan sorumlu prefrontal korteks devre dışı kaldığında, limbik sistem devreye girer.

Dolandırıcılar sizin IQ’nuzla değil, amigdalanızla konuşur. Dolandırıcılık için bir nevi biyolojik Amigdala korsanlığı da diyebiliriz. Panik anında IQ puanınızın bir önemi kalmaz; sadece hayatta kalmaya çalışan basit bir canlıya dönüşürüz. Yani o an "aptal" ya da “eğitimsiz” olduğumuz için değil, beynimiz hayatta kalma moduna girdiği için dolandırılıyoruz. "Doğrulama Yanlılığı" (Confirmation Bias) tatlının üzerindeki kaymak gibidir; duymak istediğimiz o yalanı duyduğumuzda, beynimiz aksini kanıtlayan tüm verileri çöp kutusuna gönderir.


Dolandırıcıların Hedefindeki Kişiler

Herkes eşit risk altında değil ama kimse de dolandırılmaktan muaf değil. Kronik stres ve yalnızlık dolandırılmak konusunda en önemli risk faktörleri. Sosyal destek sistemleri zayıf olan, yalnız yaşayan veya kronik stres yaşayanlar (boşanma, yas, iş kaybı, ekonomik zorluk vs) duygu durum düzenlemeleri zayıfladığı için “kolay hedef” olurlar. Beklenmedik şekilde diğer riskli kesim ise eğitimliler. Aşırı özgüvenleri ile kandırılmayacaklarını düşünürken duygusal manipülasyonun en sofistike kurbanları olurlar. Bilgi, her zaman farkındalık getirmez.


Neden sahte ile gerçeği ayırt etmekte neden zorlanıyoruz?

İnsan beyni, evrimsel süreçte gerçek olmayanı ayırt etmek üzerine değil, gerçek bir tehditten sağ kalmak için hızlı karar vermek üzerine optimize olmuştur. Bir görüntü veya ses, "gerçeklik kriterlerimizin" %80'ini karşılıyorsa, beynimiz kalan %20'yi otomatik olarak tamamlar. Örneğin çalılıkların arkasına gizlenmiş bir bir kaplanın sadece kuyruğu veya birkaç çizgisi görünür ve alarm haline geçmemiz için yeterlidir. Biz buna "Tamamlama İlkesi" diyoruz. Sosyal medyada sık dolanan birbirine dönük siyah iki insan yüzüne bakarken birden beyaz vazoyu gördüğünüz viral postları bilirsiniz. Tam kenar çizgileri olmamasına rağmen beynimiz eksik kenarları tamamlar ve vazo görüntüsünü oluşturur. Deepfake de kusursuz bir illüzyon yaratır ve beynimiz şüphelenmek için yeterli "pürüz" bulamaz.


Dolandırıcılıktan nasıl korunabilirsiniz?

Dolandırıcılıktan korunmanın 3 basit yolu “duraklama sanatı”, “teyit mekanizması” ve “utancı çöpe atma” :

Duraklama Sanatı: Eğer bir teklif, bir korku senaryosu veya bir fırsat, yoğun bir duygu (kaygı, heyecan) uyandırıyorsa ve sizi "hemen şimdi" harekete geçmeye zorluyorsa; bilin ki amygdalanız hack’leniyor demektir. En güçlü firewall, o an durup kendinize şu soruyu sormaktır: "Neden şimdi ve neden bu kadar acil?".  Unutmayın, mantık yavaş hareket eder, duygular ise ışık hızındadır. Dolandırıcıları durdurmanın ilk adımı, vites küçültüp mantığın o hantal ama güvenli sahasına geri dönmektir. ​Bedeninize bakın, kalbiniz hızlanıyor, sıcaklıyor ya da elleriniz soğuk terliyor ise  telefonu kapatıp, 10 dakika hiçbir şey yapmayın.

Teyit Mekanizması: Size ulaşan kanaldan değil, sizin bildiğiniz güvenli kanaldan geri dönüş yapın.

Utancı Çöpe Atın: Dolandırılmak sadece maddi bir kayıp değil, benlik saygısının ihlalidir. Para yerine konur ama narsistik bütünlük kolay tamir edilmez. Dolandırılmak, insanın kendisine dair “Ben zekiyim, ben kontrol sahibiyim” illüzyonunun paramparça eder. Duygusal acı beynimizde fiziksel acıyla aynı bölgeyi (anterior cingulate cortex) uyarır ve aynı şiddettedir. Utanç dolandırıcının en büyük sigortasıdır. Mağdur sustukça, fail güçlenir. Eğer dolandırılırsanız mutlaka çevrenizdekiler ile konuşun.


Güven artık lüks bir tüketim haline geldi. Dijital dünya bize daha çok bağlantı vaat etmişti ama teması yok etti. Temasın olmadığı yerde güven, sadece manipülasyona açık bir veri girişidir. Dolandırıcılığın belki de en güçlü panzehiri, ekranı kapatıp sokağa çıkmaktır. Dolandırıcılık, kurbanını sosyal bağlarından koparıp zihinsel bir izolasyona hapsettiğinde başarılı olur; çünkü yalnızlaşan zihin, manipülasyonu test edebileceği bir "gerçeklik mihenk taşından" mahrum kalır. Psikiyatrik araştırmalar, sağlıklı sosyal temasın ve yüz yüze etkileşimin, beynin oksitosin dengesini düzenleyerek muhakeme yeteneğini koruduğunu ve dijital illüzyonlara karşı bilişsel bir direnç oluşturduğunu göstermektedir. Gerçek hayatta kurduğumuz o "eski usul" fiziksel temaslar, karmaşık algoritmalardan çok daha güvenli bir sosyal güvenlik ağı örer.

Bu site hizmetlerimiz hakkında bilgi vermek  ve  toplumu bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır; sağlık hizmeti vermemektedir. Hastalıklarla ilgili, teşhis ve tedavi amaçlı kullanılamaz. Tanı ve tedavilerin mutlaka bir hekim tarafından yapılması gerekmektedir. Site içeriğinin bir şekilde tanı ve tedavi amacıyla kullanımından doğacak sorumluluk ziyaretçiye aittir. 

Sitede yer alan yazıların her türlü yayın hakkı Ayça Can Uz' a aittir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre yazılı izin alınmadan söz konusu yazıların herhangi bir bölümü veya tamamı iktibas edilemez veya herhangi bir usul ile çoğaltılamaz.

 

GİZLİLİK POLİTİKAMIZ

bottom of page