Kimler Depresyon İçin Risk Altındadır?

Kimler depresyon riski altındadır?
  • Madde ve alkol kötü kullanımı olanlar

  • Kaygı (anksiyete) bozukluğu olmak

  • Kadın olmak

  • Erken ebeveyn kaybı

  • Düşük sosyoekonomik düzey

  • Ayrı yaşama, boşanmış olmak

  • İşsizlik (İşsizlik depresyonda risk etkeni olması yanında işte verimliliğin azalmasının önemli nedenlerindendir)

  • Daha önce depresyon geçirmiş olmak

  • Yakın zamanda önemli yaşam olayları yaşamış olmak veya stres etkenlerine maruz kalmak

  • Kişilik yapısı

  • Çocukluk döneminde cinsel veya fiziksel kötü davranılma öyküsü

  • Bazı ilaçlar

  • Tıbbi hastalıklar

  • Hormonal değişiklikler

 

 

 

 

Depresyon her çağda, her toplumda ve her yaştan insanda görülebilecek bir hastalıktır. Görülme sıklığı ırk, kültür, ülke, coğrafi bölge farklılığına göre anlamlı olarak değişmez, hemen her yerde aynı orandadır. Her dört kadından ve her on erkekten birisi hayatı boyunca en az bir kere depresyon geçirme riski altındadır. Depresyon kadınlarda en çok 35-45 yaşları arasında, erkeklerde 55 yaşlarından sonra görülmektedir. Kalıtımsal eğilimin olduğu major depresyon vakalarında  sıklıkla 30’lu yaşlarda depresyon  gözlenmiştir.

Genellikle ilk depresyon döneminin öncesinde stresli bir yaşam olayı görülür. Depresyonun ağır seyrettiği kişilerde genetik yatkınlık daha önemli rol oynarken, daha hafif formlarında çevresel etkenlerin rolü önem kazanmaktadır. Olumsuz yaşam olaylarının fazlalığı, olumlu yaşam olaylarının azlığı, yaşam olayına verilen anlam, olayın zamanlaması ve süreci, kişiye verilen sosyal destek gibi çevresel etkenler depresyonun ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı, gibi bireyin başa çıkma yetileri gibi kişisel özelliklerin de rolü bulunmaktadır.

 

Katı ve savunmacı  tarzda davranış örüntüsüne sahip bireylerde baş etme mekanizmaları esnek olmadığından stresli yaşam olaylarından sonra depresyon daha kolay gelişir.

Kendisinden ve/veya başkalarından beklentisi yüksek olan insanlar, kendi durumlarına uygun veya gerçekçi olmayan, şartlarını kendilerinin kontrol edemeyecekleri hedefler koyarlar. Beklentilerinin karşınalanabilmesi için aşılması gereken hedef o kadar yüksektir ki kişi ne kadar çabalarsa çabalasın ya da başkaları ne yaparsa yapsın o beklenti tam olarak karşılanamaz ya da kişi farkında bile olmadan hedefini daha da yükseltir. Çabalarından sonuç alamadığını veya yaşamını kontrol edemediğini düşünen kişi, engellenmişlik duygusu ile edilgenleşerek öğrenilmiş çaresizlik içine girer.  Yaşadığı bu deneyimi ve sonucunda gelişen yetersizlik algısını, hayatın diger alanlarına genelleyerek de depresyona girer.

Stresli yaşam olaylarını takiben depresyonun başlamasına kötümser beklentiler  aracılık eder. Depresyona yatkın kişilerde yaşamın ilk dönemlerinden başlayarak yerleşmiş olan kendisine, geleceğe ve dış dünyaya karşı olumsuz kavramlar vardır. Bu olumsuz kavramlar giderek olumsuz yargılara, düşüncelere ve tutumlara neden olur. Kötümser kişilik yapısındaki bu kişiler kendilerinin hep olumsuz yönlerini görürler, başarılı oldukları konularda bile başarıyı kendileri dışındaki şans, çevresindeki insanların yardımı gibi  faktörlere bağlarlar. Yaşamış oldukları tecrübeleri hep olumsuz olarak değerlendirip, bunların hep süreceğini ve başka olumsuzlukları da tetikleyeceğini düşünürler. Hatta olumlu olduğunu reddemeyecekleri olaylarda bile çok kısa süreceği  yada olumlu özelliklerinin sadece o konuya özel olduğu konusunda yine kaygılanıp üzülürler.

11 yaşından önce ebeveynlerinden birini kaybetmek daha sonra depresyon gelişimiyle en fazla ilişkili olan yaşam olayıdır. Eşini kaybeden kişilerde depresyon ortaya çıkma oranı da oldukça fazladır. Aile içinde sorunlar olması direkt depresyona yol açmasa da hastanın tedaviye uyumunu dolayısıyla da iyileşme süresini etkiler. Yapılan çalışmalarda bekar kadınlarda evlilere göre daha az sıklıkla depresyon görülmüş ; erkeklerde ise bekarlığa göre evlilik, depresyon riskini azaltmıştır. Ayrıca işsiz kişilerde çalışanlara göre depresyon 3 kat sık bildirilmektedir. 

 

Depresyonun aynı zamanda genetik bir yanı da vardır. Ailesinde depresyon hikayesi olanlarda depresyon görülme riski daha fazladır. Bedensel hastalıklar ve bu hastalıklar için kullanılan ilaçlar da depresyona neden olabilir. Alkol ve madde bağımlılığı depresyonu, depresyon bağımlılığı tetikler.

Depresyon kalıtımsal mıdır? Ailemde depresyon varsa bende de çıkar mı? Depresyon geçirdim, çocuğumun riski var mıdır?

Genetik açıdan riskli bir kişi mutlaka depresyona girer mi? Ya da akrabalarında depresyon görülmüş olanlar ne kadar risk altındadır? Bu bireylerin mutlaka depresyona gireceklerini söylemek güç olsa da, akrabalarında geçirilmiş depresyon hikayesi olmayanlara  göre daha fazla risk altında olduklarını söylemek mümkündür. Genetik ve çevre faktörlerin birlikte etkili olduğu kalıtım tipine multifaktoriyel kalıtım adı verilir. Depresyonun etiyolojisinde de multifaktoriyel  kalıtım söz konusudur.

 

Birinci dereceden akrabalarında geçirilmiş depresyon hikayesi olanlarda risk normal populasyondan 1.5-3 kat artmıştır. Akrabalık derecesi düştükçe risk azalır. Tek yumurta ikizlerinden birinin depresyon geçirmesi halinde diğerinin hastalanma oranı % 50’dir.  Akrabalık ilişkisine dair elde olan tüm kanıtlara rağmen, henüz bir “depresyon  geni ” saptanamamıştır.

 
 
 
Depresyonun oluşumunda etkili olan kişisel özellikler nelerdir?

  • Bilinçaltında öfke ve nefretin, eğer sahip olduğu kişilere yönlendirilirse onların kaybına yol açacağı korkusuyla onların yerine kendisine yönlendirildiği öne sürülür . Kişi ya hayatının ilk dönemlerinde düzenli ve doyurucu bir anne-çocuk ilişkisi yaşamamıştır ya da ailesinin inanışlarına göre olumsuz nitelendirilen duygulara sahip olmanın kötü olduğu yargısıyla büyümüştür.

  • Kişinin kendisinden, çevresinden ve gelecekten beklentileri, idealleri ile kendi gerçek durumu o kadar farklı, gerçek dışı ve orantısızdır ki, bu yüksek standartlara ulaşamamak kişide güçsüzlük imgesi ile depresyona yol açabilir.

  • Kişinin süper egosu o kadar katı ve serttir ki sürekli kişiyi kısıtlayıp, suçlar, zevk verici , rahatlatıcı etkinliklerden alıkoyar. Bu da kişinin en küçük hatasında kendisini acımasızca eleştirmesine yol açar  ve öfkenin kendine yönlendirilmesine ve suçluluk duymasına neden olur. Suçluluk ve değersizlik düşünceleri  depresyona yol açabilir.

  • Çevresindekilerin ondan yüksek beklentileri vardır  ya da kişi beklentilerin yüksek olduğunu düşünür. Öyle bir çıta konulmuştur ki, beklentilerin karşılanması olanaksızdır. Bu da zayıflık ve çaresizlik düşüncelerini gelişip, depresyona neden  olabilir.

  • Herkesi hoşnut etmeye çalışan, aşırı verici, hayır diyemeyen, başkalarının dertlerini yüklenen, aşırı sorumluluk duyguları olan ve ileri derecede duyarlı kişilerde depresyona eğilim daha yüksektir.

  • Kişinin küçüklüğünden itibaren sevip, saygı ve gurur duyacağı, ondan da destek ve sıcaklık göreceği, benzemek istediği, imrendiği, idealize ettiği düzeyde bir kişi (baba, anne, ögretmen, akraba vs) yoktur. Bu da kişiliğin gelişimini olumsuz yönde etkiler ve kendine güven kaybı depresyona yol açabilir.

  • Sürekli olarak sevilme ve değerli olmak gereksinimi içinde olan kişiler, bu duygularının gerçek ya da hayali bir biçimde karşılanmadığını hissettiklerinde hayal kırıklığı ile değersizlik düşünceleri belirginleşebilir ve depresyona neden olabilir . 

  • Çocuklukta anne-baba ayrılığı ya da kaybı sonrasında çocuk için güven ve sevgi ortamı kurulamazsa, kişi stresli koşullar karşısında yeterli desteği bulamayıp, yanlış ya da yetersiz başa çıkma mekanızmaları geliştirmesine, bu da ileri dönemde depresyona zemin hazırlayabilir.

  • Sahip olunan kişilik yapıları da depresyon gelişiminde etkilidir. Obsesif-kompulsif ,bağımlı, histrionik ve borderline kişilik bozukluğu gösterenlerde depresyona eğilim daha yüksektir.

Kadınlar daha yüksek depresyon riski mi altındadır?

Kadınlarda erkeklerden yaklaşık iki kat fazla sıklıkla depresyona görülür. Buluğ çağı, adet görme, gebelik, düşük ve menopoz esnasında, kadınlarda hormonal değişikliklerin depresyon riskini arttırdığı öne sürülmektedir. Depresyon riskini arttıran diğer faktörler arasında evde veya işte artan sorumluluklar da vardır. Kariyerle birlikte çocuklarla veya yaşlı anne-babanın bakımıyla uğraşmak da depresyon riskini arttırıyor olabilir. Evli kadınlarda bekarlara göre daha sık depresyon saptanmıştır. Tek başına çocuk büyütmek de riski arttıracaktır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda depresyon için kadın erkek arasındaki farkın giderek azaldığı tespit edilmiş, bunun gelişmiş toplumlarda kadının sosyoekonomik konumundaki değişmeye bağlı olabileceği düşünülmüştür.

Depresyon ile ilgili diğer merak edebileceğiniz konular
​​
  • Grey Facebook Icon
  • Grey Instagram Icon
  • Grey Twitter Icon

@caddeterapi

  • Grey Facebook Icon
  • Grey Instagram Icon
  • Grey Twitter Icon

@draycacan

Sitedeki yazılar toplumu bilgilendirme amacıyla yazılmıştır. Hastalıklarla ilgili, teşhis ve tedavi amaçlı kullanılamaz. Sitede yer alan yazıların her türlü yayın hakkı Ayça Can Uz' a aittir.
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre yazılı izin alınmadan söz konusu yazıların herhangi bir bölümü veya tamamı iktibas edilemez veya herhangi bir usul ile çoğaltılamaz.