Pandemide Nasıl Değiştik?



Üzerimizdeki Baskı Kan Basıncımızı da Arttırdı


Stres, sempatik sinir sistemini harekete geçirerek kan basıncını yükseltir. Sağlıklı bir kişide kan basıncındaki minimal artışlar rahatlıkla kompanse edilebilirken, kolesterol yüksekliği ve diyabet gibi damar yapısını bozan hastalıkları olan kişilerde stresle tetiklenen kan basıncındaki ufak bir oynama bile kalp krizi ve felç açısından riskli olabilir. Stresin aynı zamanda abur cubur yemek, alkol almak ve uykusuzluk gibi kalp sağlığını da etkileyen sağlıksız davranışları da tetiklediği düşünülürse, kalp krizi riskini her yönden arttırdığı apaçık ortada. Pandemi sırasında yarım milyon kişi üzerinde yapılan bir çalışmada da, pandemi ile birlikte hem sistolik (büyük tansiyon) hem de diyastolik (küçük tansiyon) kan basıncının arttığı tespit edilmiş.


Egzersiz yapmak, tuzu ve doymuş yağı azaltmak, uykunuza dikkat etmek, doktorunuz gerekli görür ise tansiyon ilacı kullanmak ve evde bilekten tansiyon ölçen aletler ile rahatsızlık hissetmediğiniz zamanlarda bile aralıklı ölçümler yapmak hem damar yapınızı korumanıza yardımcı olur hem de stresi tolere edebileceğiniz bir pencere yaratır size. Ek olarak egzersiz ve dinlendirici bir uyku stres düzeyinizi de düşürecektir. Stresi ve çevresel faktörleri kontrol edemeyebilirsiniz ama hem vücudunuzu hazırlıklı tutmak hem de stres ile daha sağlıklı baş etmek mümkün. Stresle nasıl sağlıklı baş edeceğinizi okumak için..



Daha Fazla Alana İhtiyacımız Var


Kişisel alan üzerine pandemi öncesi yapılmış bir araştırmayı pandemi başladıktan sonra aynı kişilerle tekrarlayan araştırmacılar, bireysel mesafe ihtiyacının 60-90 cm'den 90-120 cm'e çıktığını yani yaklaşık %45 oranında arttığını buldular.


Diğer kişilerle aralarına daha fazla mesafe koyma ihtiyacı, insanların sağlık otoritelerinin 2m önerisini içselleştirmeleri nedenli olabileceği gibi, Covid-19 ardından belirgin şekilde artan hipokondriazis-Hastalık Kaygısı Bozukluğu başvuruları ile de açıklanabilir. Pandemi ile birlikte birçok hasta beklentilerin tersine Covid kapma korkusundan ziyade, kanser ya da tedavisi olamayan başka bir hastalığa sahip olma kaygısı ile başvurdu, halen de COVID-19 ile tetiklenen başvurular arasında OKB ve Panik Bozukluk ile birlikte en sık nedenlerden biri.


İşin ilginci araştırmacılar sanal ortamda testi tekrarladıklarında, deneklerin kendi avatarları için de daha fazla alana ihtiyaç duyduklarını görmüşler. Avatarlarının sanal ortamda Covid-19 kapması mümkün ve akla yatkın olmadığına göre, araştırmacılar kişisel alanı düzenleyen beyin sistemlerimizin değişmiş olabileceğini öne sürüyorlar. Beyin ayarlarımız mı değişti yoksa pandemi ile birlikte sıklığı artan Obsesif Kompulsif Bozukluk'ta olduğu gibi mantıklı olmasa da kompulsif bir şekilde kendimizi korur mu olduk (her birimiz bir OKB'li miyiz?) görüntüleme çalışmaları gösterecek.


Belki de hiçbiri değil, beynimiz sadece resetleniyor. Daracık apartman dairelerine, iş hayatında kutu kutu çalışma alanlarına, AVM'lerdeki kalabalığa sığışan hayat, pandemi ile birlikte daha da daraldı. Özellikle de ilk kapanma döneminde hepimiz sıkışmışlık hissini, hapis olma halini, doğadan kopmanın getirdiği özlemi belirgin yaşadık. Ev bitkilerinin satışları fırladı, balkonlu evlere rağbet arttı, hatta şehir merkezlerinden banliyölere ve yazlıklara kaçışlar yaşandı. Modern yaşam ve sanayileşmenin doğurduğu doğadan kopuşu, belki de pandemi gibi büyük bir olayla ancak düzeltebileceğiz. Nitekim yaban hayatın şehir hayatı ile istila edilmesi hem hayvanlardan bulaşan ve mutasyonla ile insanlardan insanlara geçebilen bir forma dönüşen hastalıkları, hem de mesafe kalmayan yaşamlarımızda brbirimize bulaşı hızlandırdı. Belki sadece doğanın bize mesajını dinliyoruz ve kişisel alanlarımızı yeniden eskiden olduğu gibi genişletmek, yeniden doğayla temas etmek istiyoruz. Kim bilir.. (Doğa Eksikliği Bozukluğu ile ilgili daha fazla okumak için...)




Mikropla Savaşta Kazanan Kim?


Birçoğumuz için pandemi, viroloji ve immünoloji üzerine hızlandırılmış bir kurs gibiydi. Artık spike proteinin ne olduğunu, N95 maske ile normal bir maske arasındaki farkı, alkol bazlı el dezenfektanının önemini ve virüs taşıyan damlacıkların ne kadar uzağa hızlıca seyahat edebileceğini biliyoruz.


Peki, iyi mikropları da savuşturmuş olabilir miyiz? Mikrobiyomunuz da iyi bir darbe almış olabilir zirakötüleri öldürelim derken iyilerinde çırası yandı. Bilim adamları yaklaşık bir asır önce mikropların enfeksiyona neden olduğunu keşfetti ve yeni bir konsept ile tanıştık, "dezenfeksiyon" ve "sterilizasyon" . Evet çocuk ölümleri çok azaldı hatta çiçek gibi bazı enfeksiyonlar rafa kalktı fakat süreçte sağlıklı mikropları da öldürdük. Mikrobiyomun sağlığımız için ne kadar önemli olduğunu anladığımızda ise geri adım atttık hatta fekal mikrobiyota transferini (sağlıklı bireylerden alınan gaitanın çeşitli işlemlerden geçirilerek, suspansiyon haline getirilip hasta kişiye verilmesi) konuşur olduk. Sonra COVID geldi ve herşey başa döndü, her birimiz obsesifçe hiper hijyenik olduk. (Hastalık kaygısı ile ilgili okumak için..)


Sağlıklı mikropların hastalığa karşı korunmamızda yardımcı olurlar. Son çalışmaya göre bağırsak mikrobiyomunun COVID şiddetini etkileyebileceği bulunmuştur. Mikroplar ile savaşırken, hijyeni abartmamak önemli gibi görünüyor.


Herşeyde olduğu gibi temizlik içinde kararında yapmak ve dengeyi bozmamak önemli. El yıkarken antibakteriyel sabun kullanmamak ama normal sabunla 20 saniye süreyle yıkamaya özen göstermek, daha fazla lifli fermente gıdalar ve probiyotik tüketmek, şeker, un ve kırmızı eti azaltmak, düzenli egzersiz yapmak, stres yönetimini öğrenmek ve açık havada vakit geçirmek (hem farklı floralarla karşılaşarak barsak floranızı zenginleştirmek hem de güneş ışığı alarak doğal yollardan D vitamini sentezlemek için) sağlıklı bir barsak florası için faydalı olabilir. Evcil hayvan sahibi olmak, mikrobiyotanızı zenginleştirmenin harika başka bir yolu olabilir. Tavsiye ederim, hayvanların doğal antidepresanlar olması da cabası.



Görüşümüz Bulanıklaştı


Pandeminin bizi dört duvarın çevrelediği iç mekanlara hapsetmesi ve ekranlara yakın tutması nedeniyle, özellikle de küçük çocuklarda miyopinin artmasına yol açmış olabilir. Miyopide yakındaki nesneler görebilirken, uzaktaki nesneleri görmekte zorluk yaşanır.


Hukuk öğrencileri ve tıp öğrencilerinde olduğu gibi uzun süreli ve yakın çalışma miyopu arttırmaya neden olabilir. Günde en az 2 saat dışarı çıkmak, kendinizde veya çocuğunuzda miyopun ilerlemesine karşı korunmanıza yardımcı olabilir. Parlak gün ışığına maruz kalmak dopamin salınımını tetikleyerek miyopinin gelişmesine neden olan gözde uzamaya engel olur.



Dişleriniz Ne Durumda ?


Diş hekimlerinin yaklaşık %70'i, hastalarında daha fazla diş gıcırdatma ve bruksizm gözlediklerini belirtiyorlar. Google’da da "diş gıcırdatma" ve "diş sıkma" aramalarında artış olduğu görülmüş.


Diş gıcırdatma stres ile bağlantılıdır ve bazı araştırmalar sakız çiğnemenin faydalı olabileceğini düşündürmektedir.


Diş gıcırdatma ve sıkma arttığında dişlerin kırılmasına veya diş kaybına neden olabileceğinden öncelikle diş hekiminize görünmeniz daha sonra stresi azaltmak adına hayat değişiklikleri yapmanız, yeterli gelmiyorsa psikiyatrik destek almanız uygun olacaktır.



Endişeliyiz


Pandemi sırasında depresyon ve anksiyete oranları belirgin arttı. Sebepleri daha önce tanıdık olmayan bir durum kaynaklı oluşan alışılmadık stres, hayal kırıklığı, izolasyon, belirsizlik ya da sevdiklerinizi kaybetmenin üzüntüsü olabilir. Bazı araştırmalar, sosyal medyada diğer endişeli insanları gördükçe sizin de endişeli hissetmenize neden olan "duygusal bulaş" a dikkat çekmekte.


Neyseki artık akıl sağlığı hakkında daha fazla konuşur olduk, psikiyatriste başvurmak günümüzde delilik olarak görülmüyor. Son yıllarda psikiyatrsite başvuru sayıları katlanak artsa da, pandemi de tam olarak patlama gözlendiğini söyleyebiliriz. Ben de dahil olmak üzere birçok psikiyatristin artık bekleme listeleri var. Bu da akıl sağlığı hizmetini biraz zorlaştırdı, ülkemizde psikiyatrist sayısı Avrupa'daki birçok ülkedekine benzer şekilde maalesef yeterli değil. Sırada beklememek için kendinize iyi bakmak her zamankinden önemli; arkadaşlarınızla sosyalleşin, önceliklerinizi iyi belirleyin, telefonu elinizden bırakın, sosyal medya detoksu yapın, açık havada vakit geçirin ve düzenli egzersiz yapın.



Grip Olmuyorum


Enfeksiyon kapmanın genel bağışıklığı güçlendirdiği bilgisi her zaman doğru değil. Birebir geçirdiğiniz enfeksiyona bağışıklık kazanılabilse de (grip ve nezle virüslerine zaten bağışıklık kazanılmıyor) özellikle viral enfeksiyonlar vücutta enflamasyona neden olup otoimmün hastalıkları tetikleyebilmekte. Fakat pandemi bizlere, sadece maske ve el yıkamanın bile hastalıkları önlemede ne kadar etkili olabileceğini gösterdi. Maskeler çıkana kadar birçoğumuz 2022'de hiç grip olmadık.




Önemli Olanların Ne Olduğuna Karar Vermek


COVID'teki izolasyon ile birçoğuöuz hayatımızda aslında neyin önemli olduğunu bir kere daha sorguladık.. Pandemi süresince hem hastalarımdan hem de çevremdeki insanlardan şehir değiştirip güneye taşınan, aynı şehirde kalsa bile evini değiştirip bahçeli eve taşınan, kendine ve ailesine daha vakit ayırabileceğini düşündüğü için iş değiştiren, çalışma şeklini kendi talebi ile yarı online yarı ofis şeklinde devam ettiren,evlenen, boşanan, büyük yaşam değişikliklerine giden çokça oldu. Özellikle de kariyer ve para ile ilişkimiz ilk gözden geçirilen oldu. Her ne kadar izolasyonun bitişi ile patlayan bir alışveriş çılgınlığı yaşanmış olsa da genel olarak pandemi ile hayatı başitleştirme, daha fazla kazanma zorunluluğunu azaltmak için lüks tüketimi azaltarak ihtiyaca yönelik alışveriş yapmaya kayış gözlendi. Son yaşanan enflasyon da harcamalarımızı yeniden düzenlememiz gerektiği konusunda uyarıcı gibi.


Tüm bunlar kalıcı hale getirmek istediğiniz bir değişiklik ise o şefkatli ve meraklı iç sesinizin konuşmasına izin verin; "İşim beni mutlu ediyor mu? Bana istediğim kariyer-özel hayat dengesini sağlıyor mu? Ailemi ve arkadaşlarımı görmek için yeterince zamanım var mı?" kendinize sorun.